artık biliyorum, sorun kesinlikle bende. herkes yakışıklı diyor, kızlar konuşmak için can atıyor. ama sıra ilişkiye geldiği zaman sıçıyorum. belki de şansım yoktur, bilmiyorum aq.
gerçekten sevmeye hazır olduğum bir kız, eski erkek arkadaşını unutamadığı için 1 haftalık ilişkimiz için “hızlı mı gidiyoruz” dedi. hemde facebook mesaj ile. evet sadece bi mesaj başka bi bok yok. sözde o gün bütün gün birlikte taklacaktık. bütün gün ondan gelecek mesajı bekledim. işlerimi erteledim, salak salak kitap okudum, starbucks’a gittim chai de latte içtim. iğrençti, günümde öyle. aklından çıkaramadığı çocuğu bir görseniz varya tam bi kıro, hani olur ya sarı şaçlı kara suratlı kırolar işte onlardan. amına koyayım böyle rastlantının, böyle evren düzeninin.
bu kıza önem vercem diye bir sürü hatunu atlattım, salladım hatta tartıştım. ama yine olan oldu en mantıksız olanı seçtim. çevremde şu sıralar bok gibi kız var. bu hatun daha yeni söyledi yukarıda bahsettiğim olayı 2 gün falan oldu. ardından gözüme başka bir kız kestim, süper hatun, sohbeti güzel, bana da boş değil arkadaşlarından aldım haberi. ama amına koyayım ben bu kıza yazmaya başlayınca aylardır aralarında bi bok olmayan erkek arkadaşıyla bir araya gelmişler!
dediğim gibi bende bi bokluk var. sokayım böyle hatun işine. gay olcam amına koyayım!
sanıvıbiç
büyük sırrım üstünden aylar geçti. kalbimdeki yerine 2 kişi daha bindi. hatta şuan başka birisi bile var. ama hiçbiri yerini tutamıyor. içimde kelebeklenme yaratan herşeyde gözlerin geliyor zihnime. başka bi kızın dudaklarına dokunurken bile seni hayal ediyorum. çok yasaktık, hatta uyumsuz iki enstrümandık. ama galiba sana bağlanma sebebim bu. şuan büyük ihtimalle aklında hiçbir yerim yok, belkide unutman üzerinden aylar geçmiştir.
dediğin gibi bu bi obsesyon olabilir hatta evet öyle. bundan kurtulamıyorum ama. tanıştığımız şehirdeyim ama sen benim değilsin, mutlu değilim. seni bir kez daha görmek için nelerimi verirdim bir bilsen…
ulen karşıyaka ne adamsın be. resmen dejavu mekanısın ya da kesişme noktası. bir aşkı sen kaybettirdin, bir merhabayı sen verdin. şimdi bana yine aşkı mı sunuyorsun. akıllandım mı yoksa onu gerçekten çok mu seviyorum.
o kırmızı yanaklarını seviyorum senin. omzumda uyurken kalp atışını ve yine oradan gelen kurtarıcı metalin sesini dinliyorum. ellerini tutup hayata karşı durmayı ve başımı döndüren bedenini seviyorum.
ne zaman önemli ne de mekan. işte böyle der aşık john oğlan. istanbuluda sevmiyorum, izmiri de. hatta karşıyadan nefret ediyorum. ama içinde sen varsa heryeri seviyorum. seninle birlikte dönüyor diye dünyayı seviyorum. söz veriyorum sana birlikte olacağınız yine. 7 sene bekledim seni ve sonunda buluştuk tekrar beni bitiren yerde. artık benim olduğuna inandım dünyadaki behişt’im.
we’re meant to be…
Yine lost manyaklığım başladı beyler hayırlı olsun. Biliyor musunuz işim gücüm olmasa sayfalarca teori yazabilir ve binlerce yeni soru çıkarabilirim. Ama bazı önemli noktalar hakkında aklıma gelen mantıklı teorileri yazmak için zamanım var. Daha fazlası için 0900 4815162342 numaralı ücretsiz hattımızı arayın…
Şimdi 6. sezonun ilk iki bölümünde bildiğiniz (ya da bilmediğiniz) gibi dizi bir ada kalmış karakterleri gösteriyor bir de sağ salim LA’e varmış olanları. Ama asıl nokta ne biliyor musunuz? Bu karakterler aynı! Yani 2004 yılında uçak düşmeden LA havaalanına iniyor, ama bir yanda da 2007 yılında adadakiler Jacob’ın ölmesinden kaynaklanan bazı sorunlar yaşıyorlar. Bu da demek oluyor ki bu amcamlar ne olursa olsun adaya tekrar düşecekler kaçışı yok. Ha Flight 815 ha THY ADB 23 ne farkeder.
Bir olay daha var, Swan’da otomatiğe bağlamış olan “bırada” Desmond nasıl olduysa bizim Flight 815’de. Aslında nedeni hakkında bir fikrim varda şuan için cevap vermek istemiyorum, sonraki soru lütfen.
Bazı karakterlerimizin huyları değişmiş aslında. Örneğin Hurley kendini en şanssız değil en şanslı adam olarak görüyor.
Bu arada bi de Sayid mevzu var tabi. Malum Jacob’s nemesis ölülerin bedenlerine girebiliyor. Daha doğrusu onları kopyalıyor gibi birşey. Bence Sayid’in bedeninede sahte Locke tarafından deşilen Jacob amcam ya da öyle birşey işte.
Neyse bugünlük bu kadar. Maksat yazmış olmak rahatlamak. Bu arada Pazartesi bende uçağa biniyorum umarım düşer. Ulen düşse n’olcak ki, İstanbul - İzmir hattı en fazla bizim evin önüne düşer…
Farkındalıklarımdan yoruluyor, bildiklerimden bıkıyorum. Ama aslını itiraf etmek gerekirse kararsızlığımdan nefret ediyorum. Bilmem ki belki de bilmediklerimden utanıyorumdur
***
Çok şey istediğimi düşünmeye başlıyorum ama ne istediğimi bilmiyorum ki. Yol neresi ya da öyle bir yol var mı? Sadece birinin beni hatırladığını bilmek istiyorum o kadar. Şimdi telefon çalsa ve ‘Nasılsın?’ dese sadece. Sadece nasıl olduğumu merak ettiği için arasa, hani hiçbir çıkarı olmadan. Ne bileyim bilgisayarı bozulmamış olsun, ya da yolda kalmamış olsun. Hatta biliyor musun sevişmeye ihtiyacı olduğu için bile aramasın. Bunları biliyorum hiç iyi gelmiyor. Sadece orada mıyım diye merak etsin.
***
Hep rüyalarımın gerçek olmasını istiyorum. Bulutlarda yaşamak, doğa üstü güçlere sahip olmak. Tanrının benim için belirlediği işleri yetki sınırım olmadan yapmak. Ama farkına varmadığım birşey var; rüyalarımın gerçek olabilmesi için ilk önce uyanmam gerek!
- So, wake up, Mr. Freeman. Wake up and smell the ashes.
Gerçeklerle yüzleşmeye çalışmaya çalışmak gerekiyor tabii bazen. Ama bazen de dolu tarafı görmek gerebiliyor. Bazen no where olarak değerlendirmek bazende now here olarak değerlendirmek gerekiyor.
Anlıyor musun beni he?