fajohn

aq the life

arşivden: evde oturmak

Birçok kişi evde oturup dinlenmenin hayalini kurar. İçinde bulunduğu stresli koşuşturmacanın bitmesini, ayaklarını uzatarak boş yere tv’de zaping yapmayı ister. Bu düşünce yoğun tempoda çalışan insanlara dünyada cenneti yaşamak gibi gelebilir. Kim bilir belki de bu o kadar çalışmanın bir ödülü olarak kabul edilir.

Ancak belirli bir geçiş dönemindeysen ya da yaşaman gereken tüm zorluklar bitmişse senin için olağan hale gelir evde oturmak. Şahsen şu an bir geçiş döneminde olmamdan kaynaklanan bir evde oturma durumu içindeyim. Daha doğrusu sürekli oturmak durumu, hatta bütün gün evde oturma durumu. Şu anda benim için bütün gün evde oturmanın bir üst sürümü olan bütün hafta evde oturma durumu geçerli. Belkide beta sürümü yayınlanan bütün bir ay evde oturma durumunu denemeye başlamam gerekiyordur. Durum artık evde oturmaktan çıktı resmen bir delirme safhası haline geldi.

Artık buzdolabından gelen homurtuları dinlemek, havada uçuşan tozları yakalamaya çalışmak, dışardan gelen sesleri dinlemek, bazen gök yüzünü gören bir yere çıkıp kendi kendine felsefe yapmak hiç de acayip gelmiyor.

not: bu yazı “evdeoturmak.txt” adlı bi dosya içinde eski arşivlerim arasında çıktı. dosya 06 ‎Nisan ‎2009 ‎Pazartesi, ‏‎10:33:04 oluşturulmuş görünüyor.

ilk aşk

ilk aşkım geldi bir an aklıma. ne güzeldi halbuki en başında. bundan yaklaşık olarak 10 falan yıl önceydi. o zamanlar ilk kez hissetiğim bir duyguydu bu. kimseye söylemeden hissettim ne olduğunu, yüzüne bakınca kelebekler uçuşuyordu. hala utangacım ama küçükken daha fazla utangaçtım. şimdi en azından birini bu kadar sevsem söyleyebiliyorum ama o zamanlar hep platonik kaldı, sözlere dökememiştim ne yazık ki. taa ki 5 ay öncesine kadar.

ilk önce facebookta buldu beni, sonra msnde ekledi. bir buluşma ayarlamak zor oldu ama oldu. buluşunca hala aynı şekilde hissettiğimi farkettim. sonra ilkokulu okuduğumuz yere gittik beraber. ne güzeldi anıların canlanması. apartmanlarımız karşı karşıyaydı ve bizim balkondan onların penceresi görünüyordu. apartmanlarımızın önünden geçerken sürekli onların evi izlediğimi söyledim. onun için kavga ettiğim anıyı anlattım. o da o zamanlar hoşlandığını söyledi ve gerçekten hala hoşlanıyormuş gibiydi.

günün sonunda onu evine bırakırken deniz kıyısında durduk ve itiraf ettim. “artık sana farklı şekilde hitap etmek istiyorum” dedim. “sana sevgilim demek istiyorum” dedim. karşılık olarak “neden demiyorsun” deyince hayatımda bi kıza sarılmadığım kadar içten sarıldım. sevgiyle, aşkla. ve elinden tutup o kalabalık çarşının içinden geçerek durağa götürdüm ve gidene kadar arkasından baktım. 3 dakika sonra “sevgilim…” diye mesaj attı. sonraki günlerde de “seni seviyorum” dedi. gerçekten seviyormuş gibiydi. taa ki.

yine bir mesajla eski sevgilisini unutamadığını söyleyerek biraz ara vermemizi teklif edinceye kadar. dünyam yıkıldı resmen. yıllardır hayal ettiğim ilişkiydi. ömür boyu onun için yaşayabilirdim. ama o beni başkasına tercih etti. ama tercih ettiği o mesajda bahsettiği değilmiş meğer. 1 haftalık “sevgili”, “aşklı” mesajlar yalanmış. 3-4 hafta sonra “yeni” sevgilisiyle fotoğraflarını koymuş ve soyadını onunkiyle aynı yapmış. aralarında neredeyse 30-40 cm boy farkı var!

acaba diyorum boydan mı kaybettim yoksa çok mu aceleci oldum!

Marsta suyu bulmak

O kadar zor mu sizce? Bence tamamıyla bakış açınıza bağlı. Hayatı ne kadar ciddiye alırsanız alın bazen yapamayacağınız şeyler vardır ve mutlaka olmalıdır. Herşeyi yapabilen bir insan olduğunu düşünsenize. Oldu mu hiç? Tabii ki hayır. O zaman yapmanız gereken hayatın işletim sisteminde açıklar aramaktır. Belki kader yazılımda bir hata bulursunuz, kim bilir belki de zamanda bir ‘bug’ vardır. Tüm bunları söyledikten sonra “Ben edebiyatta bir açık buldum.” demek istiyorum…

Water on mars!

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

Hükmünü bitiriyorum rastlantılar krallığı. Artık kontrol ben de, hem de tüm kontrol. Ters düşünüyorum seni, sonundan başlıyorum. Önce ölüyorsun. Sonra nasıl öldüğünü düşünüyorum, mutlaka tiyatral olmalı ama. Ardından seni o noktaya sürüklüyorum, hani tiyatral olarak ölüme gideceğin nokta varya işte oraya. Zorlamadan yapıyorum hem de, sadece her seçim ihtimalini düşünüyorum. Sonuçta ‘beyin bedava’.

Yine yağmur geliyor yeganem. Film şeridimden kopan bir anı gibi, sanki hiç hissetmediğim bir duygu gibi. Özgürce yürümek istiyorum yeryüzünde. Sevgililer seslenir ya birbirine, işte öyle olduğumuz bir anda yürümek istiyorum. Okyanusuna dalmak istiyorum bir tanem, sonsuzluğunda yüzmek. Konuş benimle…

beast under us

In life sometimes loneliness try to defect and drive us crazy to make our mind collapse throught out of reality. And when we realised monsters inside of us then we stopped checking for it under our beds. Whenever I want to escape this painful truth I shout out loud and f*ck the matter & destiny!

BTW I love again…

Acıtan aşk mıdır?

Herkes aşk yakar der. Hissetiğin en büyük acıyı yine aşk verir der. Ama bu tamamen bir yanılsamadır. Esas acıtan yanlızlıktır. Esas acıtan reddedilmektir. Esas acıtan kıskançlıktır. Esas acıtan sevdiğin birini kaybetmektir. İşte aşk acıtır diyen herkes duyguların bu hislerle çelişkisine düşer. Ama en gerçek hayatta tüm acıları yok eden ve en kapanmaz yaraları sararak tekrardan olağan üstü hissetmemizi sağlayan hormonlar kümesi yine AŞKtır.

O zaman Eyvallah aşk…

can’va: ışık

Biz ki onlara dünyanın egosuna kapılmamalarını emrettik. O ki öyle bir düşman yaratır, benliğinde kendinle savaşırsın. Ne taraf kazanırsa kazansın kaybedersin. Yapman gereken korkularından arınmak ve buluşma noktasına giderken yanında ışığın olarak götüreceğin kaynaklar aramaktır.

Etrafındakileri araç veya amaç olarak görmen yanlıştır. Onlar seni yanlız bırakmayan veya yarı yolda bırakarak başka ışıkların değerini anlamanı sağlayan kalplerdir.

can’va 2:3 – ışık

Atlarıda vururlar

Bir neden olmalı, bu dünyaya mutlaka bir neden için getirilmiş olmamız gerekiyor. Yoksa tanrının deneklerimiyiz acaba.

Yaşadığımız dünya tam bir kaos ortamı, bir düşünün ne kadar çivisi çıkmış durumdayız. Rezillik diz boyunu geçti, hayattan ne sikimi bekliyoruz bilmiyorum. Sadece ye, iç, sıç ve sex için mi burdayız amına koyayım.

İkilemler ve paradokslar içinde çürüyoruz resmen. strumadaki insanların siyaset için öldürüldüğü, gelin ve kaynanaların reyting için birbirini yediği, gösteriş için sevgili olunan bir dünyada yaşıyoruz. Küreselleşen dünyaymış peh!? Bence seviyesizleşen ve tek düzeleşen bir karınca çiftliğinden farkımız yok.

Bazen çok hümanist oluyorum ama bazende kendimde dahil olmak üzere insanlardan ve çirkinliklerinden nefret ediyorum. yeter diyorum tanrıya, yeter artık beni denediğin vereceksen ver artık şu önemli görevi sıkıldım dünyadan. sonra şu giriş canlanıyor aklımda; “on october 6th the planet blacked-out for 2 minutes and 17 seconds. the whole world saw the future.”

gör beni Orwell!

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

Ateş böcekleri görüyorum, gecemi aydınlatan tek güç onlar kaldı zaten. Bir zamanlar sende vardın ama artık tek başımayım. Belki de yokum.

Ve lüsid rüyamdan uyandım, gerçeklerle yüzleşmek zorunda kaldım tekrardan. Oysa ne güzeldi karşıt-gerçekçilik çerçevesinde yaşamak. Gözümden akan bir damla yaş var, sadece bir damla. O tek damla da sen yoksun diye aktı ama bi milyon ateş böceğinin ışığı var üstünde, sanki, sanki nur ışığı gibi yansıyor. Üzgünlük içindeki mutluluk misali parlıyor resmen.

Uyan…

wish you were here

ne kadar uğraşsamda ya da kendimi uğraştığıma inandırsamda zihnimdeki yerini doldurabilen çıkmıyor. o kadar büyük bir boşluğu kim doldurabilir ki zaten?

ben sen ve diğerlerinden ibaret artık hayat ne kadar senin haberin olmasada. sen yoksun o var, sen yoksun bu var, sen yoksun şu var, neye yarar ki içimde “kelebek koleksiyonu” peydah ettirmeyen bir ateş. cürum kadar yer yakamaz ferhatın sevdası olsa. kıyas edilebilir mi ki bu aşk ya da senin deyişinle “obsesyon” dünyadaki diğer his kümelerine.

hızlıca bir senaryoydu birlikte hayatımız, bilinçsizce yaşanmış ve oldu bittiye gelen bir çarpışma sonucu. ama uzun zamandır hala zihnimde tek bir cümle, hiç çıkmayan tek bir hayal. kahrolası izmir, kahrolası imbatı hala uçuruyor hissetmekten hem acı hem de zevk aldığım anıları. ve tekrar ediyorum karanlık gökyüzünün altında denize haykırırcasına;

“keşke yanımda olsan!”