Tam orada hiçbir yerin tam ortasında minicik bir ışık var kimsenin göremediği. Heyecanla ve sabırla bekliyor birilerinin onu görmesini. Bu kendini bile aydınlatmaktan aciz ışığı aydınlatacak bir kaynak arıyor, kim bilir belki birgün bulur.
…
diye düşünüyordum kendimden habersiz gecemde, unutmanın şiddetli acısını çektiriyordum kendime. Sanki işkence çektirmem gerekiyormuş gibi zorluyordum kendimi unutmamak için, “aşk acısı 13 saat sürermiş; istersen bir gününü ayırır silip atarsın, istersen 1 saniye 1 saniye bölerek ömür boyu çekersin”, sanırım ben bölünebilecek en küçük parçalara bölmeye çalışıyordum. Neden uzaklaşıp gidermiyorum diye düşünüyordum ne kadar fiziksel uzaklıkların pençesinde kıvranıyor olsamda. Aynı yıldızların altında duruyor olmak hissettiriyordur belkide bu kadar yanımında. Bir anda telefonumdan sesler geldi sanki yıllardır duymuyordum o sesi, ve bir mesaj:
- İzmir seni özledi ve seni bekliyor, ama yepyeni seni. Kendini kurtar ve kendine çok iyi bak. İyi geceler.
Bu mesajı duymak galiba hiperbolik hayat grafiğimde tam bir dönüm noktası teşkil etti sanki. Bilmiyorum, belkide bu kadar tiyatral düşünmek beni iyi hissettiriyordur.
Sonra yanlızlık geçici diye düşündüm ama tersi olan birliktelikte geçici olmalıdır. Ne seni ne beni üzmeye gerek yok; hayatımın bir kısmınında rengarenk bir kartela oluşturduğun için teşekkür ederim.
Bir kızı güldürebilirsen ona herşeyi yaptırabilirsin ama güldüremiyorsan ikinizinde hayatı mahvoluyordur o zaman ağlamak yakındır. Ağlamak yakındır bir o kadar da gereklidir. Rüyalarım burada, ama içinde yoksun. Herşey için teşekkürler, seni sevdim.
Bitti…